GIRTLAK KANSERİ

Gırtlak kanserinin nedenlerinin bilinmemesine rağmen, yaşam tarzının büyük rolü olduğu gözlemlenmektedir. Baş boyun kanserleri erken yakalanırsa tedavi edilebilirler. Baş boyun kanseri erken belirti vermesi özelliği erken tanı konulabilmesini sağlar. Muhtemel uyarıcı işaretleri bilmeli ve doktorunuzu mümkün olan en kısa zamanda uyarmalısınız. 

Baş boyun kanserlerinin başarılı tedavisinin erken teşhise bağlı olduğunu unutmayın. Uyarıcı bir takım belirtilerin bilinmesi baş boyun kanserinde yaşamınızı kurtarır. 

Erken tespit edilmeli ve tedavi edilmeli! 

Nedenleri 

Gırtlak kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Fakat en sık rastlanan durumlar:

Baş ve boyun kanserlerinin %30 kadar bir kısmı sigara kullanımı ve alkol gibi spesifik faktörlere uzun süre maruz kalmayla yakın ilişkilidir. Sigara ve içki kullanmayan erişkinlerde ağız ve boğaz kanserine neredeyse hiç rastlanmaz.

  • Erkek olmak
  • 55 65 yaşları arasında
  • Sigara kullananlarda
  • Alkol bağımlılarında. 

Belirtiler 

Çoğunlukla ses tellerinde ve ses kısıklığı şeklinde seste gözlenen değişikliklerdir. 
Diğer belirtiler ses tellerinin altında ya da üstünde kendini gösterebilir ya da ses tellerinden yayılabilir: 

  •  Geçmeyen bir boğaz ağrısı
  •  Kulak ağrısı
  •  Yutkunmada zorluk
  •  Nefes almada güçlük
  •  Boyunda bir şişlik
  •  Acı veren yutkunma
  •  Boğazda bir şişlik hissi
  •  Geçmeyen bir öksürük 

Eğer kanser gırtlaktan yayılırsa, boyundaki lymph bezleri büyüyebilir. 

Teşhis Eğer gırtlak kanserinden şüphelenildiyse boğaz, küçük uzun boyunlu bir ayna yada fiber-optik lambalı bir laringoskop ile muayene edilir. Eğer anormal olan yerler saptanırsa, lokal yada genel anestezi altında bir biyopsi alınır. Bu gırtlak kanserini tamamıyla tedavi etmek için tek yoldur. 

Eğer kanser saptandıysa, tümörün büyüklüğünü ve hatta yayılıp yayılmadığını belirlemek için Radyolojik tanı röntgen , bir tomografi (yada CAT taraması) yada manyetik rezonans taraması (MRI) kullanılabilir. 

 

KANSER HASTALIKLARINA KARŞI MODERN TIP EKOLLERİNİN YANINDA ETKİLİ ALTERNATİF TIP TEKNİKLERİNDEN 8 AŞAMALI PROFESYONEL BİOENERJİ-META FİTOTERAPİ-META HOMEOPATİ VE META IŞIKTERAPİLERDEN YARDIM VE DESTEK ALMAK İSTİYORSANIZ İNTERNATİONAL SPECİAL METAPHYSİCS ACADEMY MERKEZİMİZDEN RANDEVU ALABİLİRSİNİZ.

 

KANSER SIKLIĞI ARTIYOR MU?

Yüksek teknolojinin bütün nimetleri ve modern tıbbın kaydettiği bütün ilerlemelere karşın, kanser günümüzde de manevi ve maddi önemli bir sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır. En sık görülen 10 kanser türünün sıklığı ve ölüm oranının 1990-1995 arasında düşme eğilimi göstermesine karşılık,2009 yılında yapılan son değerlendirmeler düşme eğiliminin durduğunu ve kanser sıklığının özellikle sanayileşmiş ülkelerde giderek artmakta olduğunu göstermektedir. Bu artış nedeniyle önümüzdeki yıllarda örneğin ABD ve dünya ülkelerinde her dört aileden birinin bu hastalıktan etkileneceği öngörülmektedir. Her iki erkekten biri ve her üç kadından biri yaşamı boyunca kanserle karşılaşma riski altındadır.

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerine göre, ülkemizde de kanser bütün ölüm nedenleri arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ancak sağlıklı bir veri bildirim sisteminin bulunmaması nedeniyle, hastalığın bölgelere göre dağılımı kesin olarak bilinmemektedir.

Kanser nasıl oluşur?

Kanser oluşumu tıp dünyasında yoğun araştırılan konuların başında gelmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan nedenler ve mekanizmalar günümüzde oldukça iyi anlaşılabilmiştir. Kanser dokuları oluşturan hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalması sonucu ortaya çıkan genetik bir hastalıktır. Burada "genetik" tanımlaması kansere ailevi yatkınlıktan öte, genlerdeki mutasyon denilen değişikliklere bağlı kazanılmış işlev bozukluklarını tanımlamaktadır. Çeşitli hücre içi ve dışı etkenlere bağlı olarak hücrelerde önce sınırsız çoğalma yeteneği (ölümsüzlük) ortaya çıkmakta, ardından eklenen mutasyonlar hücrelerin sadece bulundukları yerde değil daha uzak yerlerde de çoğalabilmesini mümkün kılmaktadır (metastaz). Bununla birlikte bugüne dek elde edilen veriler kanserin oluşumunu önlemeye yönelik uygulamaların çok daha büyük başarılar getirebileceğine işaret etmektedir. Çünkü bütün kanser türlerinin %60'dan fazlasının önlenebilir çevresel nedenlere bağlı olduğu kabul edilmektedir. 


Kanser türleri nelerdir?

Kanser türleri histolojik olarak üç sınıf içerisinde incelenmektedir. Bunlar daha çok vücudun yüzeylerini kaplayan dokulardan çıkan karsinomlar, kemik, adale, kıkırdak gibi destek dokulardan çıkan sarkomlar ve kan ve lenf düğümlerinden kaynaklanan lösemi ve lenfomalardır. Karsinomlar insan kanserlerinin %90'ından fazlasını oluştururlar. Her üç türün de biyolojik davranışı birbirinden farklıdır ve bu nedenle kanser tedavisinde kullanılan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları da değişiklik göstermektedir. 


Kanserin nedenleri nelerdir?

Normal hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmelerinde geçtikleri aşamalara karsinogenez adı verilmektedir. Bu değişikliklere neden olan başlıca etkenler kimyasal maddeler, ültraviyole ve iyonizen radyasyon gibi fiziksel ajanlar ve virüslerdir. Hepatit B virüsü, insan papilloma virüsü (HPV) ve retrovirüslerin kansere neden oldukları hemen hemen kesinlik kazanmıştır. Kanser etkenlerinin kesin olarak saptanabilmesi korunmaya yönelik uygulamaları güçlendirecek, ayrıca örneğin virüslerin neden olduğu rahim boynu kanseri için söz konusu olduğu üzere aşı çalışmalarıyla önlenmesi olasılığını gündeme getirecektir.


Kansere neden olan alışkanlıkların başında elbette sigara kullanımı gelmektedir. Sigara başta akciğer kanseri olmak üzere, ağız boşluğu, hava yolları (larinks), böbrek, idrar kesesi, rahim ağzı (serviks) ve pankreas kanserlerinin gelişiminden sorumlu tutulmaktadır. Kanserin yol açtığı tüm ölümlerin % 30'u sigara ve diğer tütün ürünlerine atfedilmektedir. Günde 10 adet sigara içmekle akciğer kanseri riski içmeyenlere göre %20 artarken, iki paket içildiğinde bu rakam %80'e varmaktadır.


Öte yandan sigara içilmese bile sigara içilen ortamda bulunulması da (pasif içicilik) akciğer kanseri riskini yaklaşık 1,5 kat arttırmaktadır. Yaklaşık 20 yıl günde bir paket sigara içmiş birinin akciğer kanserine yakalanma riski sigarayı bıraktıktan sonraki 10 yıl içerisinde ancak yarıya inmektedir. Sigara içmeyi bırakmak kanser ve diğer kalp, damar ve akciğer hastalıklarının oluşma ihtimalini azaltmak için yapılabilecek en önemli korunmadır.

Ulusların beslenme alışkanlıklarını ve belli kanserlerin görülme sıklığını dikkate alınarak yapılan çalışmalar, yüksek yağ ve protein, düşük lif içeren gıdalar yenmesinin kalın bağırsak, meme, rahim, pankreas ve prostat kanserleri riskini artırdığını ortaya koymuşlardır. Yanlış beslenmenin bütün kanserlerin % 35'inden sorumlu olduğuna inanılmaktadır. A.B.D. ile beraber dünya ülkeleri ve Ulusal Kanser Enstitüsü'nün bu konudaki ilk önerisi alınan yağ miktarını kısıtlamaktır. Ayrıca genetiği bozulmuş, hormonel gıdalar tüketenlerde ve radyasyona maruz kalmış kişilerde kanser daha çok artmaktadır.


Buna göre yağlardan alınan kalori günlük kalori alımının % 30'unu geçmemelidir. Öte yandan lifli gıdalara ağırlık verilmeli, rafine gıdalardan olabildiğince uzak durulmalıdır. Özellikle taze sebze ve meyveler ve son yıllarda ülkemizde de tüketimi giderek yaygınlaşan tam işlememiş tahıl ürünleri tercih edilmelidir. Füme gıdalardan kaçınılmalıdır. Uzak Doğu ülkelerindeki yüksek mide kanseri sıklığından isli balık yeme geleneğinin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Etleri pişirmede yeterince iyi yanmamış mangal ateşi kullanılması da bazı kanser yapıcı kimyasal maddelerin oluşmasına neden olmaktadır. Aynı risk yüksek miktarda nitrit içeren salam, sosis gibi şarküteri ürünleri için de geçerlidir.


Şişmanlığın menopoz sonrası meme, prostat, kalın barsak kanseri ihtimalini arttırdığına dair veriler mevcuttur.


Kanserin ortaya çıkmasından sorumlu üçüncü önemli neden ise giderek artan çevre kirliliğidir. Çevre kirliliği sadece hava kirliliğinden ibaret değildir. İçme ve kullanma sularının, toprakların, dolayısıyla yiyeceklerin kirliliği de bu kapsam içerisine girmektedir. İnsanoğlu toprağı kazıp pek çok madeni yeryüzüne çıkarmakta, ne var ki aslında yeryüzünde bulunmaması gereken bu madenlerin atıklarını zararsızlaştırmada aynı duyarlılığı göstermemektedir. Her gün kullanılıp çöpe atılan "piller" bunun en basit örnekleridir. Çevre kirliliğinin kanser oluşumuna katkısı ozon tabakasının incelmesi ve mesleki faktörleri de işin içine kattığımızda %10'u bulmaktadır. Stratosferik ozonun azalması ültraviyole ışınlarının zararlı etkilerini artırmıştır ve ültraviyolenin cilt kanserine neden olucu etkisi kesindir.


Yaş ilerledikçe kanser riski artmaktadır. Kadınlarda meme ve üreme organlarına ait kanserler; erkeklerde prostat ve akciğer kanserleri ileri yaşlarda daha çok görülmektedir.

Kansere yakalanma olasılığı yukarıda anlattığımız etkenlerle karşılaşma yoğunluğu ve süresi ölçüsünde artmaktadır. Bu nedenle yaş ne kadar ileriyse o kadar sık ve düzenli doktor kontrolünden geçerek hastalığın henüz başlangıcında yakalanması mümkündür. Yeterince erken tanı konulduğunda kanser tamamen tedavi edilebilecek bir hastalıktır.

Kanserden korunma mümkün müdür?

Bazı kişiler kanser olurken diğerleri olmuyor. Bunun sebeplerini bilim adamları  genellikle açıklayamıyorlar. Bilim adamları kanser tanısı alan insanların genel özellikleri toparlanarak kanser olma ihtimalini arttıran sebeplerin neler olduğu araştırmışlardır. Bilindiği gibi herhangi bir hastalığa yakalanma ihtimalini arttıran faktörlere risk faktörleri, bu olasılığı azaltan faktörlere de koruyucu faktörler denilmektedir. Bazı risk faktörlerinden uzak durulabilirken (sigara içmeyi bırakmak, düzenli beslenmek gibi), bazı risk faktörlerini değiştiremeyiz (doğuştan genlerimizle ailemizden getirdiğimiz özellikler, v.b.).

Kanserden korunma bazı risk faktörlerinden kaçınma ve kanser olma ihtimalini azaltan koruyucu faktörleri arttırma ile yapılabilir. Kanserle ilişkili olduğu bilinen madde ve alışkanlığın kanser tanısı konmadan doğrudan önlenmesine birincil korunma, kanser öncesi görülen (premalin) özellikleri içeren hastalarda bunların kansere dönüşmesini önlemek için yapılanlara ikincil korunma denir. Kanser tanısı alan ve tedavisi yapıldıktan sonra bu hastalığın geri gelmemesi için kansere neden olduğu bilinen durumun ortadan kaldırılması veya bazı önleyici ilaçlar alınması ise üçüncül korunmayı oluşturur.

En basit örneğiyle sağlıklı bir insanın sigaraya başlamanın engellenmesi veya kullanıyorsa bırakması birincil korunma, ağız içinde çok erken dönemde kansere dönebilecek bulgular olan hastaların sigarayı bırakması ikincil korunmadır. Akciğer kanserine yakalanıp tedavi edilen hastanın ağız içinden başlayarak tüm solunum yollarında, akciğerlerinde ve diğer bölgelerde oluşabilecek yeni bir kanser odağını önlemek amacıyla sigarayı bırakması ise üçüncül korunmadır.

İlaç ve vitamin gibi maddeler kullanılarak bu maddelerin çevresel risk faktörlerinin hücrelerde meydana getirdikleri değişiklikleri ve dolayısıyla kanseri önlemelerine de kemoprevensiyon denmektedir. Kemoprevensiyonun temel amacı doğal ya da sentetik maddeler kullanarak kanseri oluşturan biyolojik süreçleri geri çevirmektir. Bu nedenle kanser öncülü ya da başlangıç aşamasındaki hastalığın geri çevrilmesi, yüksek risk altındaki kişilerde hastalığın önlenmesi ve belli tümörlerin sıklığının azaltılması hedeflenir. Böylelikle riskin büyük olduğu toplumlarda bir halk sağlığı girişimi olarak da kabul edilir. Bir maddenin bir kanser türünü engellediğini söyleyebilmek için çok sayıda kişi tarafından yıllar boyunca düzenli olarak kullanılmış olması gerekir.

Kemoprevensiyonda neler kullanılmaktadır?

A. Meme kanseri:

Seçici Östrojen Reseptör Modülatörleri (SERM'ler):
Bu ilaçlar bazı dokularda (kemik, v.b.) östrojen hormonu gibi davranırken, bazı dokularda ise (meme dokusu gibi) östrojenin etkisini engellerler. Tamoksifen böyle bir ilaçtır. Fakat meme dokusundaki etkilerinin yanı sıra tamoksifenin rahim kanseri riskini arttırır, inme, toplardamar ve akciğerlerde damar tıkanıklığı yapıcı yan etkileri vardır. Meme kanseri olma riski yüksek olan kadınlarda yapılan çalışmalarda tamoksifenin bu riski azalttığı gösterilmiştir. Bu determinasyon kanserine yakalanma riski yüksek olan sağlıklı kadınların Tamoksifen kullanımı hakkında doktorlarına danışmaları, ilacın fayda ve yan etkilerini dikkatle tartışmaları uygun olacaktır. Başka bir SERM ilacı olan raloksifen de menopozdaki kadınlarda kemik erimesini engellemek amacıyla kullanıldığı çalışmada bu ilacı kullanan hastalarda meme kanseri sıklığının da azaldığı görülmüştür. Bu gözlem üzerine yüksek riskli menopoza girmiş olan sağlıklı kadınlarda meme kanseri riski üzerine etkisini araştırılmaya başlanmıştır ve halen bunlar devam etmektedir.

Hormonlar:
Kadınlarda yumurtalıklar tarafından yapılan östrojen hormonu meme kanseri riskini arttırmaktadır. Östrojenin ortamdan kaldırılması tümörün büyümesini azaltmaktadır. Hem östrojen, hem de progesteron içeren hormon tedavilerinin kullanılması bu ilaçları almayan hastalara nazaran meme kanseri görülme riskini arttırmaktadır. İlk âdetin daha geç yaşta başlaması, erken yaşta menopoza girmek ve doğum yapmak da meme kanseri riskini azaltmaktadır. İlk çocuğunuzu 20 yaşından erken doğurursanız bu riskinizi daha da azaltacaktır. Fakat hiç doğum yapmamak veya ilk doğumunu 35 yaşından sonra yapmak meme kanseri riskini arttıracaktır.

Radyasyon:
Özellikle çok genç yaşlarda sık akciğer röntgeni çektirmek, çocukluk çağında Hodgkin lenfama (lenf kanseri) gibi hastalıklar nedeniyle ışın tedavisi yapılan kişilerde ileriki yaşlarda meme kanseri daha sık görülmektedir.

Diyet ve yaşam standartları:
Fazla yağlı gıdalarla beslenme, alkol kullanımı, menopoz sonrası kilo almak meme kanseri riskini arttırmaktadır. Bebekleri emzirme, genç yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmak ve bazı vitaminler meme kanserinden korunmada faydası olabilir. Çok yüksek riski olan (ailede çok sayıda genç yaşta meme kanseri hastası görülmesi gibi) kişilerde her iki memenin de ameliyatla alınması meme kanseri riskini azaltmaktadır, ama böyle bir girişim bu işin uzmanlarına danışıldıktan ve bireyle ayrıntılı olarak tüm olasılıklar tartışıldıktan sonra yapılmalıdır. Bazı genlerin meme kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu genlerle ilgili daha ayrıntılı çalışmalar devam etmektedir.

B. Rahim ağzı (Serviks) Kanseri:

Serviks kanseri çok yavaş ilerleyen ve düzenli kadın doğum kontrolleri yapılan hastalarda Pap testiyle tanı konulan bir kanserdir. Bu kansere yakalanma riskini arttıran faktörlerden çoğu önlenebilir faktörlerdir.

HPV enfeksiyonu: Human papilloma virüs (HPV) cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. HPV'nin çok sayıda çeşidi vardır ve bunlardan başlıca 4 tanesinin kansere yol açtığı görülmektedir. Bu hastalığa karşı geliştirilen aşı tedavisinin faydalı olduğu ilk çalışmalarda görülmüştür. Bu aşıların ne kadar süreyle koruduğu tam olarak bilinmemektedir ve çalışmalar sürmektedir.

Cinsel ilişki öyküsü:
Çok genç yaşlarda cinsel ilişki yaşamak, çok sayıda kişiyle ilişkiye girmek ve ilişki sırasında prezervatif kullanmamak diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi HPV yakalanma riskini ve serviks kanseri riskini de arttıracaktır.

Doğumlar:
Yedi veya daha fazla doğum yapmak ve uzun süreli (5 yıl veya daha fazla) doğum kontrol hapı kullanmak riski arttırır. Düzenli kadın doğum muayenelerinin ve Pap testlerinin yapılması çok erken değişikliklerin vaktinde fark edilmesini ve bunların kansere dönüşmeden tedavinin yapılmasını sağlar. 
Sigara kullanımı serviks kanseri riskini arttırır. Bazı çalışmalarda bazı mikro besinlerin (vitaminler ve mineraller) faydalı olduğunu söylemelerine karşın bu ispat edilememiştir.

C. Kalın Barsak (kolon ve rektum) Kanseri:

Diyet ve yaşam standartları:
Fazla yağlı (özellikle doymuş yağlardan zengin), yüksek proteinli ve kalorili diyetle beslenen, fazla miktarda et tüketen (hem kırmızı hem de beyaz), alkol alan, yetersiz kalsiyum, D vitamini ve fol attan alan kişilerde kalın barsak kanseri riski artmıştır. Kanser olduktan sonra az yağlı, yüksek lif içerikli, sebze ve meyveden zengin beslenmenin 3-4 yıl içinde kanserin tekrarlama riskini azaltmadığı bir çalışmada gösterilmiştir. Az hareket ve sigara kullanımı da kalın barsak kanseri riskini arttırabilir.

İlaçlar:
Bazı çalışmalarda steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaçların ve menopoz sonrası kadınlarda östrojen kullanımının riski azaltabileceği gösterilmiştir.
Bağırsaktaki poliplerin bazıları zaman içinde kansere dönüşebildiği için olan poliplerin alınması uygundur.

Ç. Rahim (endometriyum) Kanseri:

İlaçlar:
Menopoz sonrası kadınların şikâyetlerini azaltmak amacıyla sadece östrojen hormonu alması ve meme kanseri tanısı sonrasında tedavi amaçlı veya yüksek riskli kişilerde korunma amaçlı Tamoksifen kullanımı endometriyum kanser riskini arttırır. Doğum kontrol hapı kullanmak ise riski azaltır. Erken yaşta adet görmeye başlamak ve geç yaşta menopoza girmek de riski arttırmaktadır. Hamilelik ve anne sütü vermenin koruyucu rolü vardır. Obez (şişman) kişilerde endometriyum kanseri riski yüksektir. Düzenli egzersiz yapan ve sebze meyve ağırlıklı beslenen kişilerde riskin azalabileceği ileri sürülmüştür. 

Herediter non-poliposis koli (genetik geçişi olan bir hastalık) ve polikistik Over sendromu (yumurtalıklardan hormon salınımı düzensizliği olan bir hastalık) olan hastalarda risk artmıştır.

D. Yemek Borusu (Özofagus) Kanseri:

Sigara ve alkol çok önemli risk faktörleridir. Yeşil ve sarı renkli sebze ve meyve içeren beslenme riski azaltacaktır. Aspirin gibi ağrı kesici (steroid olmayan anti-inflamatuvarlar) bazı ilaçların düzenli kullanımı da riski azaltır. 

Helicobacter Pylori enfeksiyonu özellikle mide duvarındaki hücrelerde zedelenme yaparak ülserler yapabilir. Bu hem mide kanseri, hem mide lenfoması, hem de Özofagus kanserlerinde riski arttırabilir.

Reflü hastalığı (mide içeriğinin yemek borusundan geri gelmesi) zaman içinde Özofagus yüzeyini zedeleyerek Bar ret Özofagus denilen duruma yol açar. Burada midede bulunması gereken hücreler yemek borusunda görülmeye başlar. Bu durum tedavi edilmezse yıllar içinde bu bölgelerde kanser görülür.

E. Mide (gastrit) Kanseri:

Fazla tuzlu beslenme mide kanserini arttırırken, bol taze sebze meyve ve beta-karo ten ve vitamin C içeren beslenme riski azaltır. Helicobacter Pylori enfeksiyonu özellikle mide duvarındaki hücrelerde zedelenme yaparak ülserler yapabilir. Mide kanseri ve mide lenfoması riski bu hastalarda artmıştır. Böyle bir durum veya Bar ret Özofagus olan hastalar tedavi edilmelidir.

F. Karaciğer (hepatoselüler) Kanseri:

Hepatit B, hepatit C, alkol kullanımı, afla toksinler (sağlıksız koşullarda saklanan tahıllar, fındık fıstıklarda oluşan bir çeşit toksin) ve diğer faktörlerin yol açtığı siroz hastalığı karaciğerin kendinden çıkan kanserinin görülme olasılığını arttırır. Alkol kullanımının sınırlandırılması, hepatit B karşı aşılanma ile risk azaltılmaktadır.

G. Akciğer Kanseri:

Sigara ve tütün içerikleri akciğer kanserlerinin başlıca sebebidir. Sigarayı bırakmak, içilen ortamlardan kaçınmak riski azaltmak için gereklidir. Bunun dışında asbest ve radonla karşılaşmak da riski arttırmaktadır. 

Kemoprevensiyon amaçlı çeşitli maddeler ve vitaminler kullanılmıştır. Şimdiye kadar akciğer kanser riskini azaltan bir ilaç bulunmamıştır. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir. Özellikle beta-karo ten kullanan ve aynı zamanda sigara içmeye devam eden hastalarda akciğer kanserine yakalanma riski artmıştır. Çalışmalar sonuçlanmadan mikro besinlerin bu amaçlı kullanılmaması gereklidir.

H. Ağız İçi (oral) Kanserler:

Sigara ve alkol kullanımı ağız içi kanser riskini belirgin olarak arttırmaktadır. Riski azaltmak için sigara içilmemeli ve alkol alınmamalıdır. Kemoprevensiyon amaçlı çeşitli mikro besinlerle yapılan çalışmalar devam etmektedir. Bunlar sonuçlanana kadar beklenmelidir.

I. Yumurtalık (Over) Kanseri:

Yaşlandıkça Over kanseri riski artmaktadır. Düzenli kadın doğum kontrollerinin ve tarama testlerinin yapılması bu kanserleri erken dönemde saptayamayabilir.

Doğum kontrol hapı kullanmak Over kanseri riskini azaltabilir. Doğum yapanlar ve emziren kadınlarda da risk daha azdır. Tüplerini bağlatan veya rahmi alınan hastalarda da Over kanseri daha nadir görülmüştür. Menopoz sonrası kadınların hormon ilaçları kullanması ve çocuğu olmayan kişilerde yumurtlamayı arttıran ilaçların kullanımı da Over kanser riskini arttırmaktadır. 

Ailesinde birinci derece akrabalarında (anne, kız kardeş) Over kanseri olanlarda risk daha yüksektir. Ailesinde çok sayıda Over kanseri hastası olan kişilerde riski azaltmak amacıyla uzmanlarla dikkatle tartışıldıktan sonra her iki yumurtalık ameliyatla alınabilir. 
Obesite Over kanserinde önemli bir risk faktörüdür. Bu kişilerin normal kiloya inmeleri ve bunu korumaları gereklidir.

İ. Prostat Kanseri:

Yaşla birlikte prostat kanseri görülme sıklığı artar. Bu riski azaltmak amacıyla kemoprevensiyon çalışmaları devam etmektedir. Daha önce yapılan çalışmalarda diflorometilornitin (DFMO), isoflavinoidlerin, selenyum, D ve E vitaminleri ve likopen (domates içeriği) gibi çeşitli ajanların riski azaltmada faydaları olabileceği bildirildi. Finasteride gibi erkeklik hormonunu azaltarak etki eden bazı ilaçlar da bu çalışmalarda denenmektedir. 
Düşük yağ içerikli, taze sebze meyveden zengin beslenmenin prostat kanseri riskini azaltmaktadır.

J. Cilt Kanseri:

Cilt kanserleri özellikle ültraviyole ışınları nedeniyle olmaktadır. Cilt kanserinden korunmak için özellikle çocukluk çağında düzenli güneşten koruyucu krem kullanmak, güneş ışınlarının en tehlikeli olduğu saatlerde (11.00-15.00 arasında) güneşe çıkmamak, şapka, uzun kollu giyecekler giyerek güneşten korunmak gerekmektedir. Bu önlemlerin Melanom türü cilt kanserlerinde ne kadar etkili olduğu tam olarak bilinmemektedir.  Daha çok açık tenli ve teninde 20 den çok küçük siyah benlilerin güneş ışınlarına karşı çok dikkatli olmaları gerekir.

 


KANSERİN ERKEN TANISI  İÇİN UYGULANAN TARAMA YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Ne var ki diyeti ve diğer çevresel faktörleri tamamen kontrol altına aldığımızı var saysak bile, kanserden tamamen uzak olmamız mümkün değildir. Çünkü ilerleyen yaşla birlikte hücrelerdeki çoğalmayı kontrol eden mekanizmalar zayıflamakta, dahası o güne dek yapılmış olan hücresel hatalar da birikmektedir. Hiç bir şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerde kanser taraması yapılarak etrafa yayılmadan hastalığı erken evrede yakalamaya çalışılmaktadır. Bu sayede hastalık daha kolay tedavi edilebilecektir. 
Aşağıda ABD'nin Ulusal Kanser Enstitüsü'nün kanser taraması önerileri özetlenmiştir.

1. Meme Kanseri:

Kendi kendine meme muayenesi: 20 yaşından başlayarak her ay yapılması önerilir.
Klinik meme muayenesi: 20-40 yaş arası 2-3 yılda bir, 40 yaş üzerindeki kadınlarda ise her yıl doktor tarafından yapılması önerilir. 

Mamografi (meme röntgeni): 50 yaş üzerindeki kadınlarda yılda bir yapılması önerilirken, 40-50 yaş arasındaki kadınlarda meme dokusu daha yoğun olduğu için şüpheli kitleleri gösterme başarısı daha düşüktür. Bu yaşlar arasında yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa da hangi sıklıkta yapılması gerektiği tartışmalıdır. Amerikan Kanser Cemiyeti mamografi çekimlerinin 40 yaşında başlamasını ve her yıl tekrarlanmasını önermektedir 

Ültrason: Tek başına bir tarama testi değildir. Gerekli görüldüğünde diğer testlere eklenmelidir.

Meme MR: Ailesinde meme kanseri olan, yüksek riskli kişilerde faydalı olduğu düşünülmektedir. Bu kişilerde tarama testi olarak kullanımını inceleyen çalışmalar devam etmektedir.


2. Serviks Kanseri:

Amerikan Kanser Cemiyetinin önerileri şunlardır: 

İlk cinsel ilişkiden itibaren ilk 3 yıl içinde veya en geç 21 yaşında Serviks kanseri tarama testlerine başlanmalıdır. Her yıl kadın doğum muayenesi ve Pap testi yapılmalıdır. 

30 yaşından sonra peş peşe yapılan son 3 tarama normal bulunmuşsa tarama arlıkları 23 yılda bire çıkartılabilir. Eğer anne karnındayken dietilstilbesterol (DES) kullanılmışsa, HIV enfeksiyonu varsa veya organ nakli, kimyasal tedavi tedavisi yâda uzun süreli kortizon içeren ilaçlar kullanması nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmışsa kontrollere yıllık devam edilir. 

30 yaş üstü ve normal sonuçları olan kişiler için diğer bir öneride 3 yılda bir yapılacak olan Pap testi ve HPV-DNA testidir. 

70 yaş ve üstü kadınlarda son yapılan Pap testlerinden 3 veya daha fazlası veya peş peşe yapılan testlerden 10 tanesi birden normal gelirse serviks kanseri için tarama sonlandırılabilinir. Yukarıda belirtildiği gibi bağışıklık sistemini baskılanmış hastalarda tarama yıllık olarak devam etmelidir. 

Histerektomi (rahmin rahim ağzı ile birlikte tamamen alınması) ameliyatı olan hastalarda tarama yapılmayabilinir.

3. Kalın Bağırsaksak(kolon)Kanseri:

Kalın bağırsak kanseri taramasında 5 test kullanılabilir. Bunların başarı oranları birbirine eşittir. 

A. Dışkıda gizli kan aranması: Dışkıda sadece mikroskopla görülebilen kanamaları bu test saptayabilir. Farklı günlerde alınan 3 dışkı örneği test edilir. Yılda bir tekrarlanır.

B. Sigmoidoskopi: Makattan ince ışıklı bir tüple girilip kalın barsakların bir kısmının incelenmesidir. Eğer şüphelenilen bir bölge, polip, ülser, v.b. görülürse aynı zamanda biyopsi yapılmasına da olanak sağlar. 5 yılda bir tekrarlanmalıdır. 

C. Sigmoidoskopi ve yıllık dışkıda gizli kan incelenmesinin birlikte yapılması.

D. Baryumlu kolon grafiği: Makattan özel bir ilaç verildikten sonra çekilen röntgenlerdir. 5 yılda bir tekrarlanmalıdır

E. Kolonoskopi: Makattan ince ışıklı bir tüple girilip tüm kalın barsak incelenir. Eğer şüphelenilen bir bölge, polip, ülser, v.b. görülürse aynı zamanda biyopsi yapılmasına da olanak sağlar. 50 yaş ve üzerindeki kişilerde mutlaka yapılması gerektiği bildirilmekle birlikte hangi sıklıkta yapılacağı tartışılmaktadır. Daha önceleri sonuçların tamamen normal olduğu kişilerde 5 yılda bir yapılması önerilirken Amerikan Kanser Cemiyetinin son önerisi 10 yılda bir tekrarlanmasıdır. 50 yaşından itibaren kadın ve erkeklerde bu tarama testlerinden birinin yapılması önerilmektedir. Bu testlerden herhangi birisi şüpheli çıkarsa mutlaka Kolonoskopi yapılmalıdır. 

Rektal tuşe: Makattan parmakta muayenedir. 40 yaş üzerindeki kişilerde her yıl yapılmalıdır. Sadece bu yöntem tarama için tek başına yeterli değildir. Aşağıda belirtilen risk faktörlerine sahip olan kişiler kalın barsak kanserine yakalanma olasılıkları yüksektir. Bu nedenle tarama testlerini yaptırmaya daha erken yaşlarda başlayabilirler ve daha sık yaptırmaları gerekebilir. 

Daha önce adenoma töz polip veya kolorektal kanser tanısı alanlar 

Ailesinde yoğun kolorektal kanser veya polip görülenler (1. derece akrabalardan -anne, baba, kardeş yada çocuklar- birinde 60 yaşından daha erken yaşta veya 2. derece akrabalardan ikisinde herhangi bir yaşta kolorektal kanser veya polip olması

Kronik inflamatuvar barsak hastalığı tanısı olanlar 
Ailevi adenoma töz poliposis veya herediter non-poliposis koli gibi genetik geçişli kolorektal kanser hastalıkların ailede görülmesi 4. Melanom

(cilt kanseri): Kendi kendine muayene her ay yapılmalıdır. Doktor muayenesi daha önce cilt kanseri geçirmiş hastalarda yapılmalıdır.

Tarama testi ile erken tanı konulamayan kanserler nelerdir?

Tarama testlerinin her zaman yüzde yüz kanseri göstermez. Bazen kanser olmayan hastalarda varmış gibi bulgular verebileceği ve bazı kanser vakalarını da atlayabileceği hiç bir zaman unutulmamalıdır. Aynı zamanda kanser tanısının konmasında faydası olsa dahi hastaların sağ kalımını uzatmayan testler de günlük kullanıma girmemişlerdir.

a. İdrar torbası (mesane) Kanseri:

Mesane kanseri riskini arttıran faktörler şunlardır; sigara içme, yaşlılık (60 yaşından büyük), erkek olmak, kömür, lastik, kağıt, boya veya tekstil sanayilerinde çalışmak, kuru temizlemecide çalışmak, yüksek oranda arsenik içeren su içmek, sık idrar yolu enfeksiyonu geçirmek, uzun süre mesane içinde sonda kamaşır, bazı kanser ilaçları ve ışın tedavileri yapılması, böbrek nakli yapılması ve genetik bir hastalık olan Herediter non-poliposis coli sendromu olmasıdır. 

Mesane kanserini erken dönemde saptamak için yapılan bir tarama testi yoktur. Mesane kanseri olan hastalar genellikle kanlı idrar yapma şikâyeti ile başvurur. Mesane kanseri tanısı konmuş hastaların izleminde sistoskopi (idrar torbasının içine girin bakmak) ve idrar sitolojisidir (idrarla dökülen hücrelerin boyanarak patologlar tarafından mikroskop altında incelenmesi).

B. Karaciğer Kanseri

C. Mide Kanseri

D. Yemek Borusu Kanseri

E. Rahim Kanseri:
Rahim kanserinin erken tanısında faydalı bir tarama testi olmamasına karşın beklenmedik ara kanama veya iç çamaşırında görülen şüpheli lekelerin mutlaka doktora bildirilmesi gerekir. Yüksek riskli kişilerde (kendisinde veya ailesinde herediter non-poliposis kolon kanseri olanlar) ise rahimden her yıl biyopsi yapılması ve 35 yaşından itibaren bu işleme başlanılması önerilmektedir.

F. Testis Kanseri

G. Prostat Kanseri:
Makattan parmakla muayene ve prostat spesifik antijen testi (PSA kan testi) prostat kanserinde tarama testleri olarak halen araştırılmaktadır. 50 yaşın üstünde olan ve önümüzdeki 10 yıl süreyle sağ olacağı düşünülen erkeklere bu taramalar önerilmektedir. Yüksek riskli kişilerde (bir veya daha fazla 1. dereceden akrabada erken yaşlarda prostat kanseri tanısı olması) bu testlere 45 yaşında başlanılmalıdır. Çok riskli kişilerde ilk testler 40 yaşında yapılıp sonuçlar normal gelirse 45 yaşından sonra yıllık taramalara da devam edilebilinir. Doktora testler hakkında bilgi almak için gelen kişilere tartışmalı noktalar anlatılmalı, fakat testleri yaptırmaları önerilmelidir.

H. Over Kanseri:
Kadın doğum muayenesi, trans vajinal yansılanım ve CA 125 testleri tarama testi olarak halen araştırılmaktadır.

İ. Ağız İçi Kanserler

J. Nöroblastom

K. Akciğer Kanseri:
Akciğer grafiği, balgamın mikroskop altında incelenmesi sıklıkla çalışılmasına rağmen bu kansere bağlı ölümleri azalttığı gösterilememiştir. Son yıllarda spiral bilgisayarlı tomografi ile çalışmalar yapılmaktadır.

 

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (
kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini  kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir. 

Buna karşın kanser hücreleri, bu  bilinci kaybeder,  kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. 

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır. 

Kanserin Nedenleri ?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

  • -Sigara alkol kullanımı,
  • -Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
  • -Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
  • -Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
  • -Bazı virüsler
  • -Hava kirliliği
  • -Radyasyona maruz kalma,
  • -Kötü beslenme alışkanlığı


Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Aşağıdaki belirtilere dikkat edin: 

  • Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
  • Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
  • İyileşmeyen yaralar
  • Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
  • Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
  • Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara
  • Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler


EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ 

  • Meme kanseri
  • Akciğer kanseri
  • Prostat kanseri
  • Mide kanseri
  • Kalın barsak kanseri
  • Rahim ağzı kanseri

1. Akciğer Kanseri;

  • Uzun süre devam eden öksürük
  • Öksürürken kan gelmesi
  • Nefes darlığı

2. Cilt Kanseri;

  • İyileşmeyen yara
  • Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği
  • Ani oluşan ben ve siğiller

3. Meme Kanseri;

  • Memede ele gelen sertlik
  • Meme başında içeri doğru çekilme    
  • Meme başında şişkinlik

4.  Rahim Kanseri; 

  • Menopozdan sonra olan kanamalar
  • Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar

5.  Kolon Kanseri;

  • Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
  • Karın ağrısı
  • Karında kitle
  • Kilo kaybı

 6.Prostat Kanseri;

  • Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
  • Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma
  • İdrar kesesini tam boşaltamama hissi
  • idrar tutmada güçlük
  • İdrar akış gücünde azalma